Kulluk

Geçmişte ve günümüzde farklı halkların kültürlerinde görülen kulluklar, doğada taşların üst üste konmasıyla yapılan, genellikle insan şeklindeki dikili taşlardır. Kulluğu oluşturan taşlar, birbirinden güç alarak ayakta durur ve doğadaki dengeyi de ifade eder. Her taş tek tek bu dengenin esas öğesidir ve eşit derecede öneme sahiptir. Kullukta birbirine yaslanarak ayakta durma olgusu, tarihte göçebe halkların kendi iç dayanışmalarının simgesidir. Genellikle dağlık bölgelerde bulunan kulluklardaki taşların bu formları, doğadaki her varlığın birbirine bağlı ve birbirine ihtiyacı olduğunu ifade eder. Kulluk insana sağlıklı bir doğa ve iyi bir gelecek için kolektif sorumluluklarını hatırlatır ve gelip geçen her yolcuya “Ben buradayım, sen de doğru yoldasın” işaretini verir, yol gösterir.

Çok eski çağlardan beri insanlığa mihenk taşı olmuş kulluklara dünyanın geniş bir coğrafyasında rastlanmaktadır. İnsan görünümlü bu şaman anıtları, taşındıkları her ülkede hemen hemen aynı işleve sahip olarak günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir.

 

NİMRİ’DE «KULLUK»

    

 

  

Keban’ın Nimri köyü, etrafını Fırat’ın çevrelediği geniş dağlık meraya sahiptir. Nimri’liler 1970’li yıllarda ekonomik nedenlerle İstanbul’a göçmeden önce dağlarında özellikle küçükbaş hayvancılık yaparlardı. Kışın bitişiyle beraber çok sayıda aile Nimri dağlarını aşarak hayvanlarıyla Fırat nehri kenarına göç ederler ve köyle bük denilen yayla yerleşimi arasında gidip gelirlerdi. İşte o zamanlar çobanlar dağlarda sürülerini otlatırken; köylüler dağlık alanlardan Nimri’ye ulaşır, kulluklar onlara yoldaşlık eder ve vahşi doğada yollarını bulmalarına yardımcı olurlardı.

Genellikle çobanlar tarafından, yassı taşların üst üste konulmasıyla yapılan yuvarlak şekilde ve iki metreye yakınkullukların tepesinde, sopa ve sopanın ucunda bir at ya da sığır başı iskeleti bulunurdu. Sayıları onları bulan kulluklar birer sanat eseri gibi dağları süslüyor, doğayı bekliyor, kaybolan yolcuya kılavuz ve kurtarıcı oluyorlardı.

Sert kış mevsiminde ve sisli havalarda insanların yön bulmalarına yarayan kulluklar; köy nüfusunun, büyük şehirlere göçmesiyle birlikte ortadan kayboldular. Bu dönemden sonra Nimri’ye ilk kulluk yaklaşık 40 yıl sonra, Eylül 2016’da yapıldı ve işaret anlamına gelen “İşmar” olarak adlandırıldı.

2018 Nimri buluşmasında ise kulluklar bir sanat projesine dönüştürüldü ve 23 Ağustos 2018 tarihinde Ağbaba dağının tepesine tasarımları Meral ve Cemal Erez tarafından çizilen iki kulluk, Nimrililer tarafından yapıldı. Bu kulluklarla beraber yok olan bir gelenek yeniden Nimri’de canlanlanmaya başladı.

Bugün 80 yaşını arkada bırakan halam Mevlüde Oğuz, Nimri Kullukları konusunda bizlere şu bilgileri verdi ; “Çocukluğumda her baharda köyden kalkıp Nimri’ye 10 km uzakta, Fırat kenarındaki yaylamız Bük’e göçerdik. Köy ile Bük arasında çok sayıda Kulluk dikiliydi. Bük’e giderken, Sallı Dere, Göç Konacak Düz, Kuşakkaya, Demirdaş komu, Çevlik, Gamıçağın Boynu, Kırıkpeği’nde kulluklar vardı. Ayrıca köy çevresinde Cıngırca, Çoban Musto’nun Ağılı, Çalıklığın Parmak, Tanrının taşı, Yiv, Çecenin Yazlağındaki kulluklar”(söyleşi 2017).

Mevlüde Oğuz kulluklar ile ilgili şöyle devam ediyor; “Eskiden kar kış çok olurdu. İnsanlar dağda kar, fırtına ya da sisten dolayı kayıp olabiliyorlardı. Issız dağlarda, yoldaki yolcuya, kulluklar güç kuvvet veriyor, yoldaş oluyor, kendisini yalnız hissetmeme duygusu sunuyorlardı. Taşlardan yapılan kullukların başına bir at ya da sığır başı iskeleti konurdu”.

 

ORTA ASYA’DA “OBO” ya da “OVO”

Tuva (Sibirya’da özerk bir Türk Cumhuriyeti)

Moğolistan’ da Obo

Kulluk geleneğine Moğolistan, Sibirya’nin Tuva Cumhuriyeti, Altay’larda raslanıyor ve “Obo – ovo” olarak adlandırılıyor. Obolar bu coğrafyada karşımıza iki biçimde çıkıyorlar.Birincisi tabiatta yön bulmaya yarayan taşların üst üste konmasıyla oluşturulmuş 2 metreye yakın anıtlardır. İkincisi ise ulu ataların mezarları olarak yapılmış taş yığınlarıdır. Bu taş yığınlarının üzerinde uzun bir sopa ve sopaya bağlanmış renkli bezler bulunur.

Bu iki olguya Türkiye’de de raslıyoruz. Birincisi yön bulmaya yarayan anıt olan “KULLUK” , ikincisi ise bir mezar anıt olarak karşımıza çıkan “DEDE DÖŞEĞİ”dir. Bazı bölgelerde Dede Düşeğide denmektedir.

Şimdiye kadar yaptığımız araştırmalarda, Orta Asya coğrafyasında obolar, kulluk biçimi anıtlar ve daha çokta karşımıza taş yığınından oluşmuş mezar anıtlar olarak çıkıyor. Bölgede Oboların, bulundukları doğayı, çevredeki canlı cansız her varlığı koruduklarına da inanılıyor.

Geleneğe göre, anıt mezar olan Obo’nun yanından geçen her kişi durup, onun etrafında üç kez dönüyor. Bulduğu bir taşı Obo’nun üzerinde var olan diğer taşlara ekleyerek anıtın sürekliliğini sağlıyor. Yolcu bu davranışlarıyla geçmişte yaşamış atalarına saygı görevini yerine getirmiş ve onları anmış oluyor. Ayrılırken, anıtın dibine yiyecek bir şeyler koymayı ihmal etmiyor. Oboların üst kısmına bağlanan mavi bezler, Gök Tengri’nin sonsuza uzanan gücünü simgeliyor.

Mezar anıt örneğine, Anadolu’nun birçok bölgesindeki Alevi Türkmen geleneğinde “Dede Döşeği” deniliyor. Bunlar genellikle ulu sayılan kişilerin gömülü oldukları yerlerin kaybolmaması için gelen geçen yolcuların üzerine taş bıraktıkları, zaman içinde ziyarete dönüşen mezarlardır. Kaz Dağlarındaki Sarıkız zirvesinde Obolara birebir benzeyen “Dede döşeği” bulunmaktadır. Orta Asya’da ki Obolarda olduğu gibi, Dede Döşeğinin üzerine çevreden taş alınarak bırakılır, lokma konur ve bez bağlanır. Bu gelenek hâlâ devam etmektedir.

Orta Asya coğrafyasında işaret işlevi gören dikme taş ile başka bir konumdaki mezar yapıt için aynı, tek bir kelime olarak “OBO” sözcüğü kullanılmaktadır. Türkiye’de ise işaret anıtına “KULLUK”, mezar yapıta ise “DEDE DÖŞEĞİ” deniyor. Bu iki yapının iki ayrı işlevi vardır. Eğer bu iki yapıt için kendi coğrafyamızda ayrı iki sözcük bulunuyor ise doğru olan bunların yerli yerinde kullanılmasıdır.

Türkiye’de konu üzerine yazan az sayıda arkadaşımız, Anadolu’da “Kulluk ve Dede Döşeği” gibi iki ayrı kavram varken, bu iki kavramı nedense “obo” olarak kullanıyorlar.

 

KANADA’DA “İNUKSUK”

        

Kanada’nin kuzey bölgesinde yaşayan göçebe İnuit ve Shuk halklarının kültürlerinde “İnuksuk” isimli taş heykeller vardır. MÖ 2400 – 1800 yıllarını kapsayan arkeolojik kazıların yakınında İnuksuklar bulunmuştur.

İnuksuklar ; Türkiye’de, Sibirya’da, Orta Asya ve Moğolistan’da var olan kulluklar ile benzerlik gösterirler. Kökleri binlerce yıla giden İnuksuklara bir orman yolu, deniz kıyısı ya da ıssız dağlarda rastlanabilir. Onlar doğada bir işaret yeri ve rehberlik görevi yapmaktadır. Bu taş heykeli gördüğünüzde kayıp olmadığınızı anlar, yönünüzü bulursunuz çünkü İnuksuk size « “ben burdayım, sen de doğru yoldasın” mesajı vermektedir. İnuksuklar şekilleri ve işlevleri bakımından farklılık gösterirler. Bazen bir kutsal yer, bazen bir avlanma alanı işaretidirler ya da denizcilere yön bulmada kılavuzluk yaparlar.

Baş, kol ve bacaklar ile bir insan gövdesine benzeyen Inuksuklar, çoğu kez kar ve buzlar ile kaplı değişken vahşi tabiat şartlarında yerli halkın tarih boyunca yol göstericileriydiler.

Anlamı “insan gibi olmak ve davranmak” olan İnuksuk, günümüzde Inuits ve Shuk halklarının yaşadığı bölgenin yerel bayrağındaki semboldür. Ayrıca Kanada’da yapılan 2010 Vancouver Kış Olimpiyatlarının da logosu olmuştur.

İnuksuk’lardan ilham alan günümüz çağdaş heykeltraşları, Kanada’da yeni bir heykel tarzı yaratarak, bunları ülkenin her tarafına yaymışlardır. İnuksuk’lar turistler için Kanada kültüründe görülmesi gereken sanat eserleri arasında yer almaktadır.

 

ŞİLİ,  İNKA YOLUNDA  “SAYWA”

Atacama çölü

Güney Amerika’da Peru, Bolivya ve Şili üçgeninde geçmişte yaşamış İnkalar, Amerika kıtasını işgal eden İspanyollar tarafından katledilince, insanlık tarihinin çok önemli bilgileri de onlarla beraber yok oldular

Şili’nin Atacama çölünde araştırma yapan tarihçi Dr.Cecilia Sanhueza Toha, İnka yolu boyunca SAYWA olarak adlandırılan kullukları buldu. Şili’nin başkenti Santiago’da Pre-Colombien müzesinde çalışan Sanhueza Toha yaptığı tarisel çalışmalarına, Atacama çölünde bulunan uzay gözleme merkezi ALMA’nın astronomlarını da katarak yeni bilgilere erişti. Bu araştırma sonucu İnkaların, Saywaları astronomi alanında kullandıkları keşfedildi. (Daha geniş bilgi sitemizin menüsünde TANITIM bölümü alt başlığında bulunmaktadır.)

Dr.Cecilia Sanhueza Toha’dan öğrendiğimizegöre, Saywalar güneşin doğduğu doğu istikametinde dik bir düzlemde belirli aralıklarla yan yana kurulmuşlardır. Her mevsim değişiminin sabahı güneşin ilk ışıkları Atacama çölünün doğusunda bulunan 5000 metre yüksekliğindeki dağın tepesinden dümdüz sıra halindeki Saywaların üzerine vurmaktadır.

Fotoğraflarda, Saywa’ların da yaklaşık iki metre boyunda olduklarını aynı Nimri köyü, Orta Asya ve dünyanın birçok bölgesinde var olan kulluklara benzediklerini görüyoruz. Nimri köyündeki kullukların başında bir at ya da öküz başı iskeleti yer alırken, İnka Saywalarının tepesinde 60 cm boyunda uzunlama Bazalt taşı konulduğunu farkediyoruz.

Kenan ÖZTÜRK