KULLUK

NİMRİ KULLUKLARININ DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Elazığ’ın, Keban ilçesine bağlı Nimri köyü, Ağbaba Dağının eteğine kurulmuş olup, etrafını Fırat nehrinin çevrelediği geniş, dağlık bir alana sahiptir. Nimrililer tarih boyunca bu dağlarda küçükbaş hayvancılık yapıyorlardı. Kulluklar dağların doğal manzarasını süsleyen, insan boyutundan biraz yüksek, silindir biçiminde basit düzenekli taş anıtlardı. Yassı taşların üst üste konulmasıyla oluşturulurdu. Yapıtın üst kısmında bir sopa ve sopanın üzerinde at ya da sığır kafa iskeleti bulunurdu. Kulluğu oluşturan taşlar, birbirinden güç alarak ayakta durur ve sanki bir yanıyla doğadaki dengeyi ifade ederlerdi. Kulluk ıssız bucaksız dağlardan gelen-geçen insana yol gösterir ve yalnız olmadığını hatırlatırdı.

Nimri’de bir kulluk (1971), fotoğraf. Cemil Öztürk

Nimrililer, Fırat nehri kıyısında birçok yeri belli mevsimlerde hayvanları için otlak alanı olarak kullanırdı. Köy ile yayla arasında gidip gelmek için yaklaşık 10 kilometre dağlık bölgeden geçilirdi.  Bu yayla yerlerinden biri olan Bük’te uzun yıllar yaşamış, yaşlı kuşaktan Mevlüde Oğuz, kulluklar ile ilgili bize şu bilgileri verdi : ” Sadece Köy ile Bük arasındaki güzergâhta  bile çok sayıda Kulluk vardı. Büke giderken, Sallıdere,  Göç Konacak Düz, Kuşkaya (Bük inişinde), Demirtaş Komu, Çevlik, Gamıççağın Boynu (su kaynağından sonra) ve Kırıkpeği’nde kulluk vardı. Ayrıca Cıngırca, Çoban Musto’nun Ağılı, Çalıklığın Parmak, Yıkılgan, Enecek, Şehin Mağarası’nda kulluk bulunuyordu ». Mevlüde Oğuz şöyle devam ediyor: « O zaman, kar kış çok olurdu. İnsanlar kışın karlı havalarda dağda kaybolabiliyorlardı. Kulluklar yol gösteriyordu ama bazen onların üzerini kaplayacak kadar da kar olurdu. Kulluklar yoldaki yolcuya güç kuvvet veriyordu. İnsan onlarla dağda kendini yalnız hissetmezdi. Taştan yapılan kullukların üstüne at ya da sığır kafatası iskeleti konur, ön yüzü hariç yanları ve arkası, yani üç tarafı düşmesin diye kapatılırdı ».  (1)

Nimrililerin 1970’lerde büyük şehirlere göçü ile birlikte, dağlardaki tarihten miras kalan yaşam biçimi ve onun bir parçası olan Kulluk anıtlar, zaman içinde unutularak yıkılıp yok oldular.

Elli yıl aradan sonra, kaybolmuş bu tarihi gelenek, Ayvalık’ta bulunan Karagöz Sanat Evi sorumluluğunda Nimri Kullukları Sanat Projesi adıyla bir etkinlik olarak yeniden  yaşatılmaya  başlandı.

Elli yıl aradan sonra Nimri’ye yapılan ilk Kulluk “İşmar” 2016

Sanat projesine bağlı olarak,  kullukların geçmişini daha iyi araştırmak, unutulmuş bilgileri ortaya çıkarmak istedik. Nimri Köyünün dağlarına insanlar bu kullukları neden yapıyorlardı? Dağları bekleyen bu anıtların ardında nasıl bir kültür yatıyordu? Zaman içinde arka plandaki hikâyesi unutulmuş, ancak yapımı asırlar boyundan çok yakın döneme kadar süren bu gelenek nereye dayanıyordu? Köyün yaşlılarından sorulara doyurucu yanıtlar alamadık. Kullukları ne duymuş ne de görmüş olan yeni kuşağa, bu kültür mirasını Nimri Kullukları Sanat Projesi’nden  yola çıkarak aktarabilmek için araştırma yapmaya başladık.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı AgbabadaKulluk.jpg
Tasarım, Cemal ve Meral Erez, 2018 Ağustos, Ağbaba’ya yapılan iki kulluk

Kulluklar dünya’nın farklı bölgelerinde karşımıza efsaneleri unutulmuş anıtlar olarak çıkmakla birlikte, yaptığımız çalışmalar bizi hâlâ şamanik geleneği sürdüren Sibirya’daki Türk halklarının yaşadığı coğrafyaya ve Moğolistan bölgesine götürdü. Altay, Tuva, Hakasya ve Buryat Özerk Cumhuriyetlerinde bu kültürün devam ettiğini gördük. Bir Türkmen köyü olan Nimri’deki kullukların ardındaki hikâyeyi ve kaybolmuş bilgileri oralarda aramaya koyulduk.

Araştırmamızda bu anıtsal yapıtların,  bulundukları her coğrafyada farklı isimlerle adlandırıldıklarını, ortak bir sözcükle ifade edilmediklerini saptıyoruz. Altay Cumhuriyetinde  Üle, Yakutistan’da  Taas Kihite (Taş İnsan), Kuzey Kanada’nın Nunavut bölgesinde İnuksuk,  Şili’nin İnka medeniyetinde Saywa, Avrupa’da Cairn olarak var olan terim Elazığ’ın Nimri köyünde « Kulluk » olarak kullanılıyor. Öte yandan, Sibirya ve Orta Asya bölğesi kullukları için, dünya literatüründe Moğolca bir sözcük olan Obo ya da Ovo tanımını görüyoruz. .

Altay Cumhuriyetinden gelen bilgiler, Nimri dağlarındaki Kullukların arkasında olan kültürel miras araştırmalarımıza, güçlü bir ışık tuttu. Kullukların dünya üzerindeki örneklerini araştırma çalışmamız, bizi S.S. Surazakov Altaistika Bilim–Araştırma Enstitüsü üyesi Türkolog Nadejda Tidikova ile tanışmamıza kadar götürdü.  Ondan aldığımız değerli görüşler, bize, kulluklar hakkında Altay özelinden bilgiler verdi. Sayın Tidikova’nın gönderdiği, Ekeeva Emma Vasilieva ve Belekova Emilia Alekseevna’nın kaleme aldıkları “Altay’ın Geleneksel Dünya Görüşünde Kült Özellikleri” (Gorko-Altayskie – 2018) belgesinde konuyu aydınlatan aşağıdaki verilere ulaştık. (2)

Altay ve çevresindeki ülkelerde iki çeşit kulluk ile karşılaşmaktayız. Birincisi Nimri köyünde olduğu gibi yassı taşların üst üste konulmasıyla genellikle silindir ya da konik biçimde ve insan yüksekliğinde olan yapıtlardır. İkincisi ise tabanında gene taş yığını ve onun üzerine ağaç çubuklar bulunan, piramit şeklindeki anıtlardır. Bu ikincisi Moğolistan ve Tuva Cumhuriyetinde daha fazla görülürken, Altay’da yassı taşlardan yapılan dikili taş kulluklar çoğunluktadır.

Altay Cumhuriyeti’nde kulluklar

Altaylarda; her dağın, dağ geçidinin, ormanın, ırmağın, gölün, ovanın, şifalı suyun sahibi ya da ruhu olduğu inancı vardır. Buna o yerin « iyesi » yani sahibi denir. Her iki kulluk çeşidi de kutsal kabul edilen dağların tepelerine, dağ geçitlerine, kutsal nehir ve şifalı su kaynaklarının yanına yapılır. Üzerine bez şeritler, at kuyruğu ve atın yelesinde ki kılların  bağlandığı ağaç çubukların olduğu piramit şeklindeki kulluklar ise daha çok dağların zirvelerinde bulunmaktadır.  Çubukların huş ağacı, karaçam ve çalı dallarından seçildiği belirtiliyor. Bir bakıma şekil olarak bu kulluklar dağın bir minyatürüne benziyor. Yassı taşlardan yapılan silindir biçimindeki kulluklar ise  kutsal sayılan ağacın gövdesini ya da yeri göğü birbirine bağlayan direği sembolize ediyor olabilir.

Kulluklar, dağların zirve ve yamaçlarına, güneş gören doğu ve güney tarafına yapılıyor. Kullukların yanından geçen insanlar, onları kutsal gördüklerinden, yapıtın üzerine çevreden taş bulup koyuyorlar ve dua edip dilekte bulunuyorlar.

Aynı biçimde, ağaç çubuklu kulluklara d’alama – kıyra denen bez şeritler bağlıyorlar. İnsanlar; beyaz bez şerit ile Alyatlıların inanışı Ak D’an’e (ak din), sarı bez şerit ile yerin iyesine ve mavi şerit ile Gök Tengri’ye saygılarını gösterip dilekte bulunuyorlar. Bu eklemeler sayesinde kullukların üzerlerine konan taşlar ve bağlanan bez şeritler zaman içinde artıyor. Böylece anıtlar kaybolmuyor her zaman varlıklarını devam ettiriyorlar.

Tuva Cumhuriyeti, Obo, fotoğraf, Marc Podrabinek

Altaylar, Moğolistan ve çevresinde gördüğümüz alt kısmı taş yığını, üstü ağaç çubuklarla yapılan kullukların, sadece alt bölümündeki taş yığını kalıntılarını bugün hala Nimri’ye yakın ; Dalardıç, Ağbaba ve Abasdede’de mevkîlerinde görebiliyoruz.  Bunlardan artık ritüel yapılmayan Dalardıç ve Abasdede’de taş yığınının yanında birer kurumuş ardıç ağacı hala ayakta duruyor. Bu ağaçların üzerine çaput bağlanıp dilek tutulduğunu tahmin edebiliriz.

Ağbaba’da ise kalan üç meşe ağacı yaşamını sürdürüyor. Köyün hemen doğusunda yer alan ve kutsal kabul edilen Ağbaba Dağının tepesinde bulunan taş yığını (çağıl) kalıntısı halen yerinde dursa da, onu hatırlayan yaşlı birkaç kişi hariç bugün unutulmak üzeredir.

Ağbaba’ya, dağın Nimri’ye bakan iki yakasından yürünerek çıkılmaktadır. Köyün yaşlılarından Ziya Ertürk ile yaptığımız görüşmede, bize ; Nimri’nin yukarı  mahallesi olan Gögel Uşağından Ağbaba’ya giden yol üzerinde, tepeye ulaşmadan bir taş yığını, çağıl olduğunu, insanların geçmişte onun yanından geçerken üzerine etraftan topladıkları birkaç taşı bıraktıkları bilgisini aktarıp, şunu söyledi : « benim üç çocuğum var, onlar kısmetli olsun diye bu çağılın üzerine her biri için bir taş koyardım». (3)

Altaylarda insanlar dağ başlarına, akarsu ve şifalı suların kenarına bu kullukları neden yapıyorlardı? Sorunun yanıtını Moğolistan ve Sibirya halkları uzmanı Antropolog Roberte Hamayon’un araştırmalarında buluyoruz. Sayın Hayamon’un çalışmalarında sunduğu bilgiler, kullukların arka planını anlamamıza yardım ediyor.

Sayın Hayamon’a göre, Sibirya halklarının şamanik inanışlarında, doğadaki her varlığın yaşayan bir ruhu vardır. Canlıların yiyecek döngüsü gereği her varlık bir diğerinin yaşam gücünü alarak beslenir. Birinin yok oluşu diğerini yaşatır ancak o da sırası gelince doğaya karışır ve başka bir canlıya yaşam gücü verir. Bu döngü içinde beden ölür ancak ruh ölmez. O kendi cinsindeki aile bağından doğan birisinin ruhu olur ve yaşamaya devam eder. Dağın, ormanın ve nehrin de bir ruhu vardır. Dağlar, ormanlar, nehirler içlerindeki canlılarla beraber bir bütündür. Hepsi bir uyum ve denge içinde yaşarlar. İnsan da bu doğanın bir parçasıdır. Dağın, nehrin, ormanın, şifalı suyun sahibinin ruhundan korkar, ona saygı gösterir ve ihtiyaçlarına yanıt vermesini ister. Bir dağda, ormanda, nehirde avlanmak, dağın dar geçidinden sağlıklı geçmek, oralarda tehlikelerle karşılaşmamak için bu yerlerin sahibinin ruhundan izin istenmelidir. Yoksa ruh intikam alabilir ve felaket getirebilir. İnsan istediği bir şeyin karşılığını o yerin ruhuna sunmak durumundadır. Şaman yönetiminde yapılan ayinler, ruhlar ile bir uyuşma sağlamak içindir.(4).

Roberte Hamayon, kendisine kulluklar ile ilgili sorumuza verdiği yanıtta, kullluğun üzerine insanların taş bırakmasını, o yerin ruhu ile iyi ilişkide olmak ve ondan istediği dileği alabilmek için olduğunu belirtiyor. Hamayon’a göre, bunu genelleştirmemek gerekir. Farklı coğrafyalarda değişiklik gösterebilir. Her durumda iki tür sebebi olduğunu düşündüğünü dile getiriyor: Birincisi yer belirleme gibi pratik bir nedendir. İkincisi ise ruh ile ilişkiye geçmek için inançsaldır. Bu da zaman ve üzerinde bulunulan coğrafyaya göre büyük  değişiklik gösterebilir. (5)

Moğolistan

Sayın Roberte Hamayon’un verdiği bu temel bilgilerden sonra Altaylara dönüp kulluk konusundaki olguları incelemeye devam edelim.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, kulluk; yaz ve sonbahar mevsimlerinde, yerlerin sahiplerinin ruhları için inşa edilmektedir. Ayrıca yapılan kulluğa bir ruhun gelip yerleştiğine inanılır. Kulluk için yapılan ayinde, anıtın üzerine ruhların onuruna ve onları memnun etmek için süt, çay, votka, arpa unu serpilir. Tütün ve ardıç ağacı parçalarından tütsü yapılır. Yerin İyesine armağan olarak, kulluğa, üzerine av hayvanlarını simgeleyen tamgalar işlenmiş, peynir, kurut ve elma gibi yiyecekler bırakılır. Lokma olarak torbalarda getirilen bu yiyecekler bir çember oluşturulup, elden ele geçirilerek kutsanır. Kulluklar üzerinde asılan bez şeritler ve diğer yiyeceklerde yerin sahibine, ruhuna bırakılan armağanlar ve lokmalardır. Kutsal bir göl ya da ırmak kenarına kulluk yapılmış ise, onun ruhu için suya gümüş para atılır.

Bugüne kadar elde ettiğimiz bilgiler doğrultusunda konumuz üzerine şu sonuca varabileceğimizi düşünüyorum : Sibirya ve Altaylarda, dağda yayılan hayvan sürüsüne zarar gelmemesi, tehlikeli geçitlerden sert yamaçlardan güvenli geçilebilmesi, ormandaki av hayvanına sorunsuz ulaşılabilmesi, şifalı bir suda iyileşmek vb. istemleri elde edebilmek için bu yerlerin sahipleri, yani ruhları ile antlaşmaya varmak gerekir. Yoksa onların gazabı ile karşılaşılabilir. Yapılan yapıtlar ve ayin bu antlaşmanın bir gereğidir.

Sibirya içlerindeki taygalarda doğup, köyümüz Nimri’ye kadar ulaşan kullukların ardındaki inanış ve kültürel temelin açıklaması işte burada yatmaktadır.

Tarih içinde, değişik sosyo ekonomik ve siyası şartlar sebebine bağlı göç dalgaları ile büyük ihtimal Anadolu’ya gelen bu gelenek, Nimri’de yüzyıllar boyu, günümüze kadar yaşatılmıştır. Dağlardaki konumları nedeniyle yer ve yön belirleme işlevi de görmüşlerdir. Esas olarak kuruluş amaçları ise doğa ile bir uzlaşmadır. Günümüzde ritüel kaybolsa da, insanlar aynı Sibirya ve Altaylarda olduğu gibi istemlerinin gerçekleşmesi amacıyla, kutsal gördükleri yerlerin sahiplerine armağan sunmak ve onları hoşnut ederek dileklerine ulaşmak için geçmişte Nimri’de kulluklar yapmışlardır.

Sibirya halkları ve Altaylardan gelen bilgiler bize Nimri’deki kullukların geçmişiyle ilgili bu tarihsel ipuçlarını veriyor, karanlık noktaları aydınlatıyor ve gelecekte yapacağımız araştırmalara temel oluşturuyor.

Ağbaba Dağı ve Nimri girişi

Nimri ve bölgenin ritüelinin yapıldığı Ağbaba Dağından ve bugünkü durumundan bahsederek yazımızı sonlandıralım. Nimri çevresinde, dağ zirvesinde kutsal tören yapmak için bir araya gelinen tek yer Ağbaba’dır. 1450 metre rakımdaki Ağbaba’nın tepesinde kutsal sayılan üç meşe ağacı vardır. Nimri köyü etrafındaki ; Bayındır, Denizli, Yahyalı gibi Türkmen köylüleri de her sene Ağbaba için kurban töreni düzenlerler.

Eskiden ritüel için Ağbaba’ya gelen insanlar, ilk başta kutsal meşe ağaçlarını üç kez öper, dua eder ve ağacın kökündeki cüvher denilen kırmızı topraktan biraz alıp ağızlarına götürürlerdi. Ayrıca cüvher bir beze konarak eve getirilir ve aileyi korusun, bereket getirsin diye evin kıymetli bir yerine konurdu. Aynı biçimde meşe pelitlerinden de birkaç tane aynı amaçla toplanır ve eve bırakılırdı. Şamanik bir davranış olan bu ritüelin artık çok az kişi tarafından uygulandığına şahit oluyoruz.

Kutsal sayıldıklarından meşe ağaçlarının dalları kesilmez ve kırılamaz. Bu ağaçların dallarına yakın zamana kadar farklı renklerde bezler bağlanıp dilekler tutuluyordu. Ağbaba’daki bu ritüel de günümüzde tamamen ortadan kalkmıştır. Ağbaba’nın sahibi için asılan ve dilek tutulan rengârenk çaput  şeritlerini artık meşe ağaçları üzerinde görmüyoruz.

Eskiden kuraklık olduğunda topluca Ağbaba’ya çıkılır çember oluşturulur ve Ağbaba’ya yağmur yağdırması için yakarılırdı. Bu ritüelde çok uzun zamandır yapılmamaktadır.

Nimri dağlarının İyeleri için yapılan, yüzlerce yıllık geleneğin temsilcisi kulluklar ise tam yok olmaya yüz tutmuşken, « Nimri Kullukları Sanat Projesi » kapsamında yeniden yaşam buldu. Proje etrafında biraraya gelen sanatseverler bir Anadolu köyünde tarih için taş üstüne taş koymaya başladılar. Bu çerçevede şimdiye dek gerçekleştirilen dört yeni kulluk ve bir heykel ile görünür olmayı başaran proje önümüzdeki dönemde şu hedefleri amaçlıyor :

– Kulluklar üzerine araştırmaları sürdürmek.

– Gerçekleştirilen, « Semah Heykeli », « Trakya Kulluğu »,  « Ağbaba Kullukları »nın  ve Kültür Harmanının çevre düzenlemesini yapmak.

– Ağbaba, Abbasdede ve Dalardıç’’taki üç çağılı düzenleyip eski haline getirmek.

– Dağlardaki yıkık kullukları  yeniden ayağa kaldırmak.

Dr. Kenan Öztürk, 15 Nisan 2020

  1. Söyleşi. İstanbul. Nisan 2018,
  2. Ekeeva Emma Vasilieva ve Emilia Alekseevna’nın kaleme aldıkları “Altay’ın Geleneksel Dünya Görüşünde Kült Özellikleri” , Altay Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı, S.Surazakov Altay Bilimsel Araştırma Enstitüsü. (Gorko-Altayskie – 2018) // Belgeyi yollayan Nadejda Tidikova’ya, “Altay’ın Geleneksel Dünya Görüşünde Kült Özellikleri” metnini Rusçadan çeviren Elchin Jabrayilzade’ye teşekkür ederim. Ayrıca Altay Cumhuriyetinden ilişkileri sağlayan Kırgız arkadaşım Aya Bapaeva’ya ve Rusçadan metin çevirisi katkısında bulunan Nefise Mugayeva’ya teşekkürler.
  3. Ziya Ertürk ile söyleşi. 15 Nisan 2020,
  4. Roberte Hamayon, Quai Branly Jacques Chirac Müzesi-Paris, 11-12 Mart 2017. Konferans, “L’Ethnologie va vous surprendre. » Obolar konusunda sorularımızı yanıtlayan, bilgilerini bizden esirgemeyen Roberte Hamayon’a teşekkür ederim.
  5. Roberte Hamayon ile yazışmalar Mart 2020, Paris.