Likya yolunda Şaman tapınakları

14 eylül 2017

Makale  ” Anadolu Coğrafyası Keşif ve Araştırma Topluluğu” sitesinden alınmıştır.

Not. Yörede Gözek denildiğini bu yazıda öğrendiğimiz Kulluklar ile ilgili bu yazıda yazı içindeki bazı bölümler konumuzu ilgilendirdiği için harf karekterlerini kalınlaştırdım. Dikkat etmemiz gereken bilgi bölgeye Türklerin sonradan yerleştiklerinde bu kulluklarıda beraberinde getirmiş olmalarıdır. K.Ö.

NALDÖKEN YOLU ADINI HAK EDİYOR
Yürüyerek devam ettiğimiz toprak yolda birkaç yüz metre sonra akşam güneşi uzun gölgelerimizi muhteşem Likya yolunun üzerine düşürüyor. İki sıra taşla topraktan yükselen, yaklaşık 2,5 metre genişliğinde bir sanat eseri. Özgün halinde taşların üzerleri moloz ve toprakla kaplıymış. Yüz yıllardır aşına aşına toprak gitmiş ve geriye kalan sivri taşların at nallarını tahrip etmeleri nedeniyle yolun bu kısmına Naldöken adı verilmiş. Yapımının Persler tarafından desteklendiğini, inşasında Likya’lıların, göçmen Türk kavimlerinin, ve diğer ulusların çalışmış olabileceğini söylüyor Ünsal Amca.

PIYNAR ORMANINDA ‘GÖZEK’LER
Orman, 2500 metreden bize bakan bir tepenin eteğindeki taşlı arazide kimbilir kaç yüz yıllık pıynar ağaçları ile süslenmiş. Çevredeki keçi çobanlarının en gözde otlağı. Gözlerimizi Ünsal Amca’nın yıllar önce rastladığı taş yığınlarını görmeye ayarlayıp, üç kişi üç ayrı yöne yürüyoruz. Çok geçmeden ilk müjde geliyor; “Bir tanesi burada!” Daha güzel bir noktaya yapılamazdı diye geçiyor içimden. Bir yüzünü sivri kayaya, diğerini yeşil ovaya çevirmiş.
Yaklaşık 50 cm çapında doğal taşların, hiçbir bağlayıcı madde olmadan üst üste konulmasıyla yapılmış 1.5-2.0 m yüksekliğinde, 1.5 m çapında bir taş yığını, bir abide. Taş aralarına, yumruk büyüklüğünde, kolayca alınıp geri konulabilen ve yapısal işlevi olmayan küçük taşlar da yerleştirilmiş. Ünsal Amca küçük taşların ayin sırasında büyük taşlara vurarak ses çıkarmak için kullanılmış olabileceğini söylüyor.
Günümüz çobanları Gözek diyor bu taş yığınlarına. Bu ormanın eski bir avlanma alanı olduğu göz önünde bulundurulursa, bu kelime takip etmek ve gözetlemek anlamına gelebilir.
Ağaçlarla dolu kayalık bir ortamda taş yığınının etrafında düzlük olması ilginç. İnsanların ibadet etmeleri için düzgün bir zemin yaratılmış, ya da özellikle düz bir alan seçilmiş olmalı. Bu sihirli coğrafyanın sessizliğini içimize çekip birkaç dakika hiç konuşmadan burada kim bilir nasıl ayinler, sunular, törenler yapılmış olabileceğini hayal ediyoruz.

YÖRÜK KÜLTÜRÜNÜN BİR UZANTISI
Ünsal Amca bu tapınakların Likya yolu ile yaşıt olduğunu, yol yapımında çalışan ve gök tanrıya inanan Asyalı göçmenler tarafından ibadet amacıyla yapıldıklarını düşünüyor. Elmalı, Yörük kültürünün yakın zamanlara kadar süren önemli göç ve konaklama noktalarından biri. Bugünkü yerleşik yaşamlarına rağmen, kışları sahil bölgelerine, yazları Elmalı yaylasına göç ederek bu geleneği sınırlı da olsa sürdürüren bir çok aile var.

Persler’in hakimiyet altına aldıkları halkların inançlarına çok saygılı olduklarından söz ediyor Ünsal Amca. “Bu ormanlar bu tapınaklarla dolu” diye ekliyor. Ormanda yürüdükçe başka benzer taş yığınlarına da rastlıyoruz. Kimi aynı boyutta, kimi daha küçük. Bu tapınakların kullanıldıkça her gelenin bir taş eklemesiyle büyüdüklerini Moğolistan’da Şamanlarla ilgili araştırma yapan dostum Ebrar Akıncı’dan* öğreniyorum. Küçük olanlar daha kısa süreli kullanılmış ya da sonradan tahrip edilmiş olabilirler. Asya’nın birçok bölgesinde tapınak olarak kullanılan taş yığınları çok yaygınmış. Çoban kültürü ile ilişkili bu tapınaklar daha çok geçitlerde ve av bölgelerinde yapılırmış.

YİNE YIKIM, YİNE TAHRİBAT
Etnografik örneklerden yola çıkarak bunların Şaman tapınakları (sunakları) olabileceği ve eğer sunular yapılmışsa etraflarında organik madde kalıntılarına rastlanabileceği göz önünde bulundurulmalı. Bu da detaylı bir arkeolojik araştırma gerektiriyor. Umudumuz, daha çok yıpranmadan bu eşsiz yapıların koruma altına alınması ve Anadolu’nun farklı bölgelerinde de yer alma olasılıkları nedeniyle Türkiye çapında farkındalık oluşturulması.
Elmalı sakinleri bize bu taş yığınlarını bölgenin birçok yerinde gördüklerini söylüyorlar. Bazılarının bölgedeki bazı kutsal alan sınırları içinde koruma altında olduklarını öğreniyoruz. Görme şansımız olmasa bile korunduklarını bilmek bizi mutlu ediyor. Her eklenen taşla yerden yükseldikçe gizemleri de artan bu eserlerin sırrını çözmek, Asya kültürleri ile bağlantılarını araştırmak ve Likya kültüründeki konumlarına ışık tutmak amacıyla geniş çaplı bir araştırmaya davet ediyoruz müzeleri ve yüksek öğretim kurumlarını.
Birkaç fotoğraf çekmek için birkaç saatliğine geldiğim Elmalı’dan günler sonra ayrılıyorum. Kulaklarımda nal sesleri, dilimde leblebili sahlep tadı, gönlümde dostların sıcaklığıyla… Bir büyülü coğrafyaya, içindeki kültürlere ve insanlarına mayalanmak neymiş, şimdi anlıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: