Şamanizm

ROBERTE HAMAYON

Antropolog, Moğolistan ve Sibirya toplumları uzmanı

QUAİ BRANLY JACQUES CHİRAC MÜZESİ – PARİS, 11-12 MART 2017 “L’Ethnologie va vous surprendre »

Dünyaca ünlü Fransız Antropolog Roberte Hamayon, 2017 yılında, Paris Quai Branly Müzesinde yapılan “Etnoloji Sizi Şaşırtacak” isimli Sempozyum’da Şamanizm üzerine kapsamlı bir konferans verdi.

Sayın Hamayon bu konferansında, doğaya saygı felsefesi temelinde, dünden bugüne varlığını sürdüren Şamanizm hakkında geniş bilimsel bir açıklama sunuyor. Sibirya’nın büyük bir bölümünde küçük gruplar halinde yaşayan, Moğolca ve Sibirya’daki Türk halklarının dilini konuşan Tunguzların örneğinden kalkarak, Şamanizmin geçmişte avcılık, hayvancılıkla geçinen toplumlardaki işleyişini ve günümüzdeki durumunu anlatıyor.

Son yarım yüzyılda doğanın korunması için dünyada yükselen ekolojik hareketlere bağlı olarak gündeme gelen Şamanizm, geçmişte bu felsefeyle kültürel bağları bulunan halkların da ilgisini çekiyor. Keban’ın Nimri köyü dağlarında yakın zamana kadar var olan Kulluklar da işte bu doğa ve insan ilişkisinin bir ürünü olarak Şamanizme dayanan geleneksel mirasın parçasıdır. Roberte Hamayon’un konferansta verdiği bilgiler sayesinde, yüzeysel olarak bilinen bu doğa felsefesinin derinliklerine inme olanağı buluyoruz. O bizi başta Tayga içlerindeki öz şamana götürüyor ve ardından günümüzün yeni şamanlarıyla tanıştıran bir yolculuğa çıkarıyor.

Çevirisini yaparken bilinmeyen birçok yönünü öğrendiğim, Şamanizmi tarihsel süreci içinde yapılandırarak bize sunan Sayın Roberte Hamayon’a teşekkür ederim.

Kenan ÖZTÜRK

ŞAMANİZM

Size Şamanizm ve şamanlardan bahsedeceğim… Bu terimler fark etmiş olacağınız gibi, bugün Batıda çok farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Tarih öncesi avcıların şaman oldukları sık sık söylenir. Bazıları kaya resimlerini şaman olarak tanırken diğerleri çoğu videolardaki animasyon filmlerinde bulurlar. Bugün Paris’in göbeğinde çok sayıda şaman ofisleri, Juralarda, Pireneler ve Brötanya’da açık havada yapılan şamanik festivaller vardır. Kelt ve Drüit şamanlarına rastlanır. Bu farklı şaman türleri psikoterapik hizmetler sunuyorlar. İnsanlara tinsel yönler içeren modeller, farklı biçimlerde kişisel gelişme sunan koçluk programları vardır. Bazıları doğa ile bütünleşmeye davet eden ataların geleneksel referanslarına sahiptirler. Diğerleri şamanik merkezlere geziler düzenler. Bu nedenle şamanik, tinsel, mistik turizmden bahsedilir. Bir kısmı, tinsel arayışlarındaki müritlerini yönlendirmek için iletişim yolu olarak interneti seçiyorlar. Bu alanda var olan çok sayıda Fransız şaman daha çok Güney Amerikalı şamanlar ile ilişki halindedirler. Fakat bir kısmı da Sibiryalı şamanlar ile ilişkilerini sürdürüyorlar. Bunlardan Büryat Nadia Stephanova ve Moğol Enhtuyaa Paris’e gelen şamanlardır. Fakat, Koreli ya da Tayvan’lı şamanları örnek alan Fransız şamana rastlamadım. Halbuki onlar borsa oynamaya, okullarda derslere yardımcı olabildiklerini belirtiyorlar.

Şamanlık terimi son derece farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Şaşırtan bu farklılık, baştan bizi kavramın tarihçesine ve Batının Şamanizm terimi hakkındaki uydurmalarını sorgulamaya götürüyor.

Şaman, ilk önce Uzakdoğu Sibirya’da, nüfusları 35.000 kişiyi geçmeyen ve küçük gruplar halinde yaşayan Tunguzların dilinde bir ayin uzmanı olarak beliriyor. Öyleyse hâlâ bugün avcılık ve ren geyiği besiciliğiyle geçinen uzaklardaki Tunguzların bu terimi nasıl bütün dünyada kabul gören bir terim olarak alındı. Nasıl oldu da dünya, değişik yer ve zamanda karşılaşılan bu olaylar, uygulamalar ve kişileri belirleyen durumu kendine mal etti. Batı düşüncesi şaman terimini ve Şamanizm kavramını her türlü temel soruyu aynı zamanda kendine de sormak için kullandı. İlk başta din olayı üzerine; sonra onun inanan insan psikolojisi ile ilişkisi üzerine ve daha geniş olarak, sonunda insanın kendi kendisiyle, diğeriyle, toplumla ve dünyayla olan ilişkisi üzerine sorular sordu.

Bu nedenle çok sayıda meslektaşım gibi ben de Şamanizmi çoğul olarak kullanıyorum. Şamanizm farklı biçimlerde kullanılan bir terim olarak karşımıza çıkıyor. Şamanizm konusunu şaman olarak adlandırılan kişilerden tamamen ayrı ele almak istiyorum.

Şu uzman iyi bir şaman mıdır, gerçek mi yoksa sahte şaman mıdır? Acaba aslına uygun mudur? Şu ya da bu biçim bir din acaba Şamanizm midir? Bu gibi sorulara cevap vermemek için kendimi tutuyorum. Sorulara verilecek iyi bir yanıt olmadığını düşünüyorum. Bu konuda çok önyargı vardır. Benim amacım ise bilgi toplamaktır, onu anlamaya çalışmak ve onu açıklamaktır. Hiçbir durumda, onun şu ya da bu modelle uyumunun olup olmadığını yargılamayı istemem. En iyi şekilde, bir uygulama içinde şamanik öğe’ye ya da ne tür şamanik öğeler olduğuna tanıklık ederim.

Konferansı üç bölümde sunacağım:

1. Bölümde, Şamanizm teriminin tarihçesinden bahsedeceğim. Bu terim Avrupa’ya nasıl geldi? Niçin bu terimi Batı sahiplendi? Onu nasıl anladı ve sonrasında Şamanizmi bir kavram olarak nasıl üretti?

2. Bölümde, Sizi bu terimin kaynağı olan Tunguzlara götüreceğim. Terimin bu dilden gelmesi, diğer halklara göre onları daha yetkili kılıyor. Buna rağmen ideal bir Şamanizm yoktur. Bir Şamanizmi ele alarak diğerine değer biçemeyiz. Bu sadece farklılıklar arasında bir örnektir. Zaten Tunguzların Şamanizmine çok yakın olan öbür komşu Sibirya halklarından da bahsedeceğim.

Sovyet rejimi, bu halkların yaşam tarzını 70 yıl altüst ettiğinden, bu toplumların şamanlaşmasını anlamak için daha önceki döneme yönelmemiz gerekiyor. Sovyetler öncesi var olan sömürgecilik sisteminin onların toplumsal örgütlenmelerini, yaşam ve düşünce biçimlerini değiştirmeden evvelki döneme gitmeliyiz. Hiç kuşku yok ki, onun yaşandığı ilk dönemlere ulaşmak hayalcilik olur. Bu mümkün değildir.

İlk kaynaklar sömürgecilik sistemiyle ortaya çıkmaya başlıyor. Çar imparatorluğunda sömürgeleştirmek demek, halkları Hıristiyanlaştırmak anlamına geliyordu.

Günümüzde elde çok sayıda büyük değere sahip kaynak vardır. Bu kaynaklar sayesinde görebiliriz ki, Şamanizm göreceli olarak dış etkilerden bağımsız kalmıştır. Ortodoks Hıristiyanlık ve Budizm’in etkisi görüldüğünde ise çok rahatlıkla fark edilebilmektedir.

Özellikle Sovyetler öncesi toplumun durumunu belirlemek istiyorum. Burada toplumsal yaşamın merkezinde, toplumun en önemli kamusal ayinine ilham olan, toplumun kendi kendisini tanımasına ve kendini yeniden üretmesine olanak veren Şamanizm vardır.

Kaynaklar, sömürgeciliğin meydana getirdiği değişiklikleri izleme imkânı da veriyor. Başta merkezi ve kamusal niteliğe sahip şamanik ritüelin kaybolup, nasıl sadece özel ayine dönüştüğünü inceleme olanağı sunuyor.

3. Bölümde, Günümüzde şamanik olarak değerlendirilen çeşitliliği, Şamanizmin yeni şeklini anlamak için Sibirya örneklerinden bazı dersler çıkarmak isteyeceğim.

Kelime olarak şaman terimi, Avrupa’ya 17.yy sonunda geliyor. Sibirya’da gezi öykülerinden aktarılıyor. Ona verilen anlam döneme göre değişiyor. İlk başta Hıristiyanların tanrısının değil, şeytanın emrinde bir dini kişilik olarak tasvir ediliyor. Vahşi ve şeytani bulunuyor.

Şamanlık; mistik, psikolojik, sihir ve inancı kapsar. Bu düşüncelerin sunucusu ise şamandır. Sibirya halklarındaki Şamanizm, Tunguz halkınınkine yakındır.

Çar, fethedilen toprakların halklarını Hıristiyanlaştırmaya çalışıyordu. Ruslar, şamanı inançsal olarak vahşi bir insan olarak görüyorlardı.

Şaman sözcüğü, Avrupa’ya 17.yy sonunda Sibirya’ya giden gezginlerin yazdıkları notlarla ulaşıyor. Şaman, ilk olarak bir Rus’un, Rahip Avvakum’un 1672’de yazdığı öyküsünde geçen bir ayinde görülüyor. Avvakum Moskova’daki dini otoriteye karşı geldiği için 1651 yılında kendisi, ailesi ve müritleriyle Sibirya’ya sürülüyor. Sürgün kafilesini götüren sorumlu kişi Tunguz şamanlarının ününü iyi biliyor. Kafilenin sağlıklı ilerlemesi, kendisinin de bir an önce evine dönmesi için bir şamandan ayin yapmasını istiyor. Ayin başlıyor. Şaman davulunu çalıyor, zıplayıp dans edip şarkısını söylüyor. Sonunda Şaman, ruhların yolculuğun iyi geçeceğini belirttiğini söylüyor. Bu durumu gören rahip yere diz çöküp, Hıristiyan dininin tanrısına Şamanı durdurması ve ona tüm kötülükleri göndermesi için yalvarıyor. Bu sırada hava dışarıda kötüleşiyor ve kafile yoluna devam edemiyor. Rahip Avvakum bunu bir işaret olarak görüyor ve kendisinin ya da tanrısının şeytanı temsil eden Şamanı yendiğini anlıyor.

Misyonerler ve onlara inananlar, 100 yıla yakın bir zaman şamanı, şeytanın bir rahibi ya da o düzeyde biri olarak görüyorlar. Şamanın giysisi, sesi, hareketleri bunu gösteriyor ve onun davranışına yansıyor.

Ayinlerde ilk ritüeller şifa vermeyi, iyileştirmeyi hedeflemiyor. Şamanın şifa verdiği bir önyargı ve yanlış bilgidir. Onun gelecek üzerinde ya da gerçek üzerinde bir etkisi olur. Bu tür ritüel; önceden sezmek, bilmek olarak değerlendirilse de, aslında önceden bilinecek sezilecek bir şey yoktur. Geleceği bilme değil, geleceği yapmak vardır. Şaman gelecekle karşı karşıya gelmeyi sağlar.

Bir bakıma Rahip de aynı şaman gibi yapmıştır. Şaman kendi ruhundan konvoyun seferi için yardım etmesini, Rahip ise Hıristiyanların tanrısından şamana kötülük yapmasını istemiştir. Rahibin davranışını anlamak için bilmek gerekir ki Ortodoks doktrin sadece ölümden sonra ruhun iyi olmasını düşünür. Fakat burada din adamı etkisi altındaki kişilerin ihtiyacı olan pratik bir duruma hemen yanıt vermek ve onları memnun etmek gereği duymuştur.

Kaynaklar, sömürgeleştirilmiş bölgelerde, Rus köylülüğünün, benzeri somut durumlarda yerli şamanlara nasıl başvurduklarını gösterir. Burada ortaya çıkan rahibin, şamana dini açıdan bir rakip olarak davranmasıdır.

O dönemde şamanın nasıl tarif edildiğini Hollandalı bir gemi inşaatçısı olan N.Witsen’in 1705’te yazdığı kitabındaki, bu alandaki en eskilerden sayılan gravüründe görüyoruz. Witsen Sibirya’ya hiç gitmemiş olmasına rağmen, şamana kitabında yer veriyor. Kitapta tamamen uydurulmuş bir görsel buluyoruz. Şaman tarifini kelime olarak bir vahşi olarak kullanıyor. Bu gravür vahşilik yargısının kamuoyunda yer etmesinde çok büyük bir rol oynayacaktır. Gravürde gözüktüğü gibi şamanın başında hiçbir zaman geyik boynuzu bulunmaz. Şaman başına, üzerinde boynuza benzeyen dal parçaları bulunan metal bir taç takar. Çizmeleri vardır.

Çar Pierre Legrand (1672–1725), geniş imparatorluğu için meraklı bir insandır. Sonrasında gelen çarlar da onun gibi çok sayıda bilim insanlarını, özellikle de Alman tabiatçılarını araştırma için ülkesine davet ediyor. O dönem Avrupa’da yaygın olan Işık Hareketi felsefesiyle de ilişkili olan bu bilim insanları tarafından şaman; kısa zamanda, bir sahtekâr, şarlatan, halkını sömüren kişi olarak anlatılacaktır. Sibiryalı şamanlar kendilerine karşı olan, “maskelerini” indirmeye, “itiraflar” edinerek bunları çarpıtacak ve kullanacak gezginlerden uzak durmaya başlıyorlar. Şamanlar ve halkları; gezginlerden ve onları Hıristiyan yapmaya çalışan misyonerlerden, vergi olarak kürk alan tahsildarlardan kaçıyorlar. Ayinlerini yapabilmek için 18.yy’dan itibaren orman içlerine gidiyorlar ve gizliliğe yöneliyorlar. 18.yy’da başlayan gizlilik alışkanlığı, Sovyet rejimi döneminde de devam ediyor.

Şaman, bu dönem Diderot ve d’Alembert‘in hazırladıkları ansiklopedide de yer alıyor. Ansiklopedide şamanın “sahtekarlığı” eleştirisine bir de “halkın cahil ve saf” olduğu ekleniyor.

Daha önce Işık Hareketi gezginlerinin soğuk yanıltıcı tavırlarına karşı, Romantik dönemde bazı filozoflar şaman simgesine sahip çıkıyorlar. Fakat bu kişiler oturdukları yerden, sahaya gitmeden, onları izlemeden değerlendirmeler yapıyorlar. Şamanları zor doğaya karşı cesaretli, yetenekli, asil sihirbazlar olarak değerlendiriyorlar. Gloria Flaherty’nin 1992’de İngilizce basılan “18.yy Şamanizmi” isimli konuyu ele alan bir kitabı vardır.

Sömürgeciliğin gelişmesiyle bazı şeyler değişmeye başlayacaktır. 19.yy’ın ortasından itibaren özellikle Sibirya üzerine doktor ve idarecilerin gözlem belgeleri oluşmaya başlıyor. 1861 yılında toprak köleliğinin kaldırılmasıyla birlikte bölgeler arasında önemli bir köylü akımı gerçekleşmiştir. Sömürgeleştirilmiş halkların ve insanların durumunda değişiklikler meydana gelmiştir. Aynı zamanda gözlemcilerin de değiştiği görülmektedir. Bölgeye gelen çok sayıda doktorun, kendi meslekleri ile ilgili belgelerinde, şaman bir ruh hastasıdır. Fakat şaman uygulamaları sayesinde kendini tedavi edebiliyor ve daha sonra kendi dışındakileri iyileştiriyor biçiminde değerlendirilmektedir. Buradan itibaren şamanın kişiliği ile bir psikopat olduğu yargısı yerleşiyor. Yaptığı işin ise bir psikoterapi olduğu söyleniyor.

19.yy yarısındaki bu ortamda sosyal bilimler dalı doğuyor ve Şamanizm terimi ortaya çıkıyor. Bu terim hemen derin bir temel tartışma yaratıyor. Bu bir din midir psikolojik bir vak’a mıdır? İlk din psikologları ve tarihçiler bu konuda şaşkındırlar. Onlara göre, Şamanizmde ne dini karakter çizgisi, ne doktrin, ne dini inanış, ne dini usül, ne tapınak vardır. Bunların hiçbiri yoktur. Üstelik, yapılan uygulamalar bir kabileden öbürüne değişmesiyle kalmıyor, aynı topluluk içinde bir kişiden öbürüne bile farklılık gösteriyor. Hatta aynı kişinin uygulamaları bir ayinden, bir sonraki ayine değişebiliyor.

Şamanizm teriminin doğuşu hemen karşı çıkışları beraberinde getiriyor. Antropolojik çevrelerin iyi bildiği Arnolt Van Gennep, 1903 yılında basılan “Les Rites de Passage” kitabında; Şamanizm kavramı için, “Şamanik bir din yoktur sadece bir çeşit insanlar vardır” der. Sahada sömürgeciliğin yerleştirdiği düşünce ise; şaman’ın psikopatolojik ve onun uygulamalarının da terapötik (tedavi edici) olduğudur ve yeni ortaya çıkan psikanaliz de bunu desteklemektedir.

Aynı zamanda sömürgeciler, her yerde kendi dinlerini yaymaktadırlar. Rusya İmparatorluğunun sloganı “tek çar, tek tanrıdır”. Bu ve buna benzer birçok sömürgeci ülkenin iktidarları, özellikle bölgede sömürge olmuş ülkelerdeki yerli halkın ayinlerini eğer dini ise yasaklamaktadır. Fakat sömürgeci ülkeler, sağlık sistemini bölgeye yerleştirmeye zamanları olmadığından, terapi etkisi olan ayinlere göz yumuyorlar. Bu ülkelerde, özellikle de Sibirya’da halklar kendilerini toparlamak için terapötik yönü olan aktivitelerini çoğaltmışlardır. Özel ayinler artmakta ve giderek şifaya yönelik aktivitelere yöneleceklerdir. Halbuki bu onların öncelikli var oluş sebepleri değildir. Şamanın iyileştirme yükümlülüğü yoktur. O insanları hastalıktan kurtarma yerine hastalıktan bahseder.

Şamanizmin kabul görmesi şaman teriminin kullanılmasını yaygınlaştırdı… Şaman egzotik bir terim avantajına sahiptir. Batılılar ve sömürgecilere göre; her ne kadar toplumlarında da büyücü, şifacı, falcı olsa da, şaman gerçekten kendileri dışında var olan bir ögedir. Batılı için şaman; dini açıdan gerçekten başkasıdır, şeytanidir. Kültürel olarak vahşidir ve etik olarak bizden değildir. Çünkü onu şarlatan olarak değerlendirmişlerdir. Psişik olarak da bizden değildir, çünkü onu deli ya da marjinal olarak tarif etmişlerdir.

19.yy’dan 20.yy’a geçtiğimizde, her tarafta şamanik uygulamalar uluslararası dinler ile ilişkiye geçtikçe değişime uğruyorlar. Şamanizmde popüler uygulamalar ortaya çıkıyor. Artık izlenebilir hiçbir biçim ve uygulama şamanlığın özünü temsil etmemektedir. Herkes şamanik olgunun psikoterapötik bir durum olduğu kanısında birleşmiştir.

Soru şudur; şaman iyileşmiş bir deli midir;  yoksa bir çeşit psikanalist midir? Bu konu 20.yy ilk yarısına kadar yapılan çalışmaların ana tartışmasıdır. Bu bakış 1960’lı yıllara kadar hakim görüştür. Tunguzlara giden doktor Sergui Shirokogoroff, 1935 yılında Tunguzlar üzerine yazdığı kitapta harika gözlemler sunar. Shirokogoroff şöyle bir görüş belirtiyor ; « Deli şaman yoktur. Bunun çok basit ve gerçek sebebi de, hiçbir topluluk yaşamının varlık nedeni olan ayinini bir deliye teslim etmez. Her biri tamamen mükemmel olmasalar da, şamanlar kendilerine güven duyulan, güçlü kişiliğe sahip insanlardır. » 

1960’dan buyana değerlerde tam bir değişme olacaktır. Şaman, artık harikulade değişimlerin olduğu dünyada idealize edilmiştir ve ayrı bir yere sahiptir. Sömürgecilik düzeni yıkılmıştır; büyük ideolojiler düşüşe geçmiştir; liberalizm ve bireycilik yükselmektedir. Bu dönemin büyük yazarı Mircea Eliade; Hıristiyan bir anlayışla şamanda mistiği, onda sanatçıyı ve yaratıcıyı görmektedir. Hatıralarında bunu çok açık biçimde dile getiriyor. 1951’de basılan  « Chamanisme et les Techniques Archaiques de l’Extase »  kitabını ; yazar, şair ve sanatçılara yöneltecektir. Kitap özellikle 1964 yılında İngilizceye çevrilmesinden sonra dünyada büyük bir ilgi görmüştür. Bu çeviri onun tanınmasını sağlamış ve günümüze kadar ünlü kılmıştır. Carlos Casterieda’nın 1968’de ABD’de basılan ve 1971 yılında Fransızcaya çevrilen « Herbe du diable et lapetite fumée »  adlı etnografik kitabı da önemlidir.

Eliade, mistik tarafından hareketle Şamanizmi Hıristiyanlara kabul edilebilir olarak sunmaktadır. Ona göre şaman din deneyiminin işlenmemiş (brüt) biçimini temsil etmektedir. Dinsel deneyim, daha sonra tinsel, spritüel deneyim olarak değerlendirilecektir. Burada dinden spritüele doğru bir kayma söz konusudur.

Yüzyıl öncesinde Şamanizmi kavram olarak sömürgecilik içinde ve Paganizme karşı mücadelede bulurken, ileride artık bu kavramı sömürgeciliğin yıkılışı ve büyük dinlerin düşüşünde, giderek önemi artacak olan iki fikir hareketinin gelişmesinde de göreceğiz. Söz konusu bu iki hareket, örgütlü dinler öncesi var olan inanç akımı Şamanizm ve doğaya dönüşü amaç edinen ekolojist akımdır.

İki akım, New-Age hareketi olarak 1980’lerde birleşmişlerdir. İşte bu ortamda ABD’de « Yeni Şamanizm » hareketi doğup ve yayılıyor. Bu oluşum ile birlikte daha önce geleneksel olarak Şamanizmin var olduğu ülkelerde de yeni şamanlar ortaya çıkmıştır.

Yeni Şamanizmin öncüsü Michael Harner, Amazonlar’da Jivaro’lar üzerine çalışan bir antropologdu.1985 yılında Şamanizm eğitimi üzerine bir merkez ve vakıf kurdu. Aynı zamanda psikiyatr Wolfgang Jilek, Kanada’da ve Kaliforniya sahillerindeki Kızılderililerin danslarını ortaya çıkarmak için bir çalışma başlattı. Kış boyu, iki üç ay dans yapan Kızılderililerin alkol’den uzaklaştıklarını tespit etti. Şamanik ritüellerin yeniden uygulanmasını önerdi. Michael Harner daha ileri giderek Şamanizmi Batılılara tanıtmak istedi. İlk başta terapik, sonra onu inanç biçimi bir model olarak yaygınlaştırdı ve şaman pratiğinin uygulanmasını cesaretlendirdi.

Bunu özellikle Kaliforniya’daki sanatçı ve aydınlara bir yaşam biçimi olarak önerdi. Şamanizm doğaya bir dönüştü ve bu bakımdan ekolojinin ilgi alanına giriyordu. Michael Harner’in vakfı, herhangi bir kültürel referans ile özel bağı olmayan, « Öz Şamanizm » düşüncesini savundu. Bunun her yerde, özellikle de Batılılar arasında kabul görmesini amaçladı. Bu Şamanizm ; ruhlar ile ilişki ve kişisel bir deneyim üzerine kuruludur. Ruhlarınızı bir araya getirin düşüncesindedir. Şamanizm geri bir anlayıştır fikri yerine; esas o gerçek, öz, otantik ve doğal düşüncedir görüşünü savunmaktadırlar. Bu vakıf Avrupa’da şubeler açmıştır.

« Öz Şamanizm » dışında, Batıda ve özellikle Avrupa’da « Yeni Şamanizm » akımı vardır. Onlar Batı tarihinde var olmuş eski şamanların arayışı içindedirler. Sokrat, İsa, Merlin L’ Enchanteur (bir masal kahramanı) ile kendilerini bütünleştireceklerdir.

1990’lı yıllar ve 2000’li yılların başında Yeni Şamanizm’in uyuşturucu kullanımına meyilli olduğunu görüyoruz. Ekstazi hapları alarak bir rüya içinde, belli bir çeşit müzik dinleyerek bilgelik çemberine bağlanacaklarını düşünmektedirler. Dünyanın her tarafına ve geleneksel şaman ülkelerine de yayılan « Yeni Şamanizm », kendilerini Şehir Şamanları olarak da nitelendirirler.

Michael HARNER ve onunla çalışanlar, 1990’da Sovyetler’in çöküşüyle beraber Sibirya’ya gittiler. Oradakilere « Biz sizin Şamanizminizi yeniden öğrenmek istiyoruz » dediler. Sibirya’dakiler ile yeni Batı şamanları arasında ilişkiler Şamanik turizm aracılığıyla başladı.

Şaman, Şamanizm, Şamanlık terimlerinin kullanımı burada durmuyor. Birçok örnek verilebilir. Şamanizm isimli bir doktora tezi de 1.Paris Üniversitesinde 2010 yılında yapılmıştır…

Şimdi Sibirya ormanlarına bakalım. Ormanlarla kaplı dağlar olan Tayga Şamanizm ile özleşmiştir. Tayga en başta şamanik eylemin merkezidir. Ormanda av şamanik işleyişte toplumun düşünce yapısına ana şekil verir.

Çünkü av, toplu ve düzenli olarak belli bir zamanda yapılır. Doğa ve çevresi içinde kabilenin yaşamını süregen kılar. Şaman ritüeli tamamen birleştiricidir ve orada ölülerde anılır. Avcı toplumlarda, şamanik ayin merkezi öneme ve kamusal işleve sahiptir.

O halde Sibirya’nın tüm insanlarının gözünde, avcılık yapan halkların şamanları en iyileridir ve Şamanizmin gerçek uzmanlarıdır. Şaman işini bazen tam layıkıyla yapamasa da böyle kabul edilmektedir. Sibirya ormanlarında av yaşamı şöyle değerlendirilebilir : Av hayvanı üretilemediğinden, av sadece teknik bir eylem olarak düşünülemez. Ormana, doğaya ait olan, tabiattan alınan bir canlının sebebini haklı göstermek ve meşru kılmak gerekir. Yoksa bu bir çeşit hırsızlıktır. Üretilmeyen bir şeyi almak, hem doğanın intikamına yol açabilir hem de alınan canlı türünün yok olmasına sebep olabilir.

Şamanizm doğadan alınan bir şeyin hırsızlık olmaması ve haklı kılınabilmesini hedefleyen kavramsal ve ritüel bir sistemdir. Dolayısıyla varlığı elinden alınan ile bir anlaşmaya gitmek, özellikle de alınanın kendisine iade edileceğine söz vermek ve ondan alınan av hayvanının tekrar ortaya çıkacağını garanti etmek gerekmektedir. Peki alınanın tekrar ortaya çıkması için ne yapılmalıdır? Elbette bu, av hayvanına karşı temel önlemler almayı kapsarken, sembolik olarak da ayin yapmak gerekmektedir. O halde denilebilir ki av sadece teknik bir iş değil aynı zamanda inançsaldır ve ritüeldir.

Şamanizmin bu biçimi şu ilkeler üzerine oturur : Ormanda var olan her tür, diğer var olan her tür gibidir. İnsan türü de, diğerleri gibi besin zincirinin bir parçasıdır. Besin zinciri, ormandaki tüm türlerin yaşamını sağlar. Bu bölgelerde, orman için « zengin » denir, içinde yaşayan canlılarla bir zenginlik olarak kabul edilir. Onlara göre ormandaki hayvanları, ruhları canlı tutmaktadır ve hayvanlara ulaşmak için insanların onların ruhlarıyla anlaşma sağlaması gerekmektedir.

Sadece tüketilen cinslerin ruhlarına hitap edilir. İçlerinden her bir cinsin kendi ruhu vardır ve bu aynı zamanda bir çeşit kolektif ruhtur. Av hayvanının ruhu diğerlerinin ruhları ile karışmaz. O ruh avlanamaz, öldürülemez. Bir cinsin ruhu ölmez. Bu sembolik ve soyuttur. Bölgede tüketilen tür, büyük geyik ailesi cinsleridir. Esas olarak rengeyikleridir. Ancak yaban horozu vb diğer hayvanlar da avlanır. Besin zincirine katılmak için insanlar tükettikleri av hayvanının ruhu ile ilişkiye geçmelidir. Bu bir yiyecek değiş tokuşudur. Böyle algılanmaktadır. İnsan ve hayvan canlı varlıklardır. Ruhları vardır. Ruh bedeni yaşatır ve bedenin ölümünden sonra da yaşamaya devam eder. Ruhun bedende kemiklerin içinde yaşadıkları varsayılır. Ruh, etin taşıdığı yaşam gücü ile beslenir. Av hayvanı, bedeni beslemektedir. Bir av hayvanı tabiattan alınırken, onun eti yeniyor ve aynı zamanda etindeki yaşam gücü alınıyor. Sibirya toplumlarında, etin yaşatan bir şey olduğu çok güçlü bir düşüncedir. Av hayvanının eti hem beden için yararlıdır, hem de ruhu besler. Bedene canlılık ve enerji verir.

Genel düşünce şudur : İnsan av hayvanının eti ile beslenirken, av hayvanının ruhu da insan bedenini ve kanındaki yaşam gücünü tüketir. İşte bu önüne geçilemez olan ihtiyarlığı, hastalığı, ölümü ifade eder. Burada bir parantez açayım. Avlanan hayvanın eti, insandaki yaşam gücünü yok etmez, Ormanın başlıca hayvanı olan ren geyiklerinin etrafında yaşayan, onun yardımcıları olan etoburlar ormandaki tüm canlıların hesabına insandaki yaşam enerjisini insandan alırlar. Bu üç farklı türün arasındaki değiş tokuş biçimidir,

Demek ki av hayvanı ile insan arasında karşılıklı, kesintisiz et, yaşam gücü ve ruhun tüketimi vardır. Bu iki taraflı tüketme her iki cinsin dünyasında yaşam ve ölümün dönüşümünü sağlar. İki dünyanın biri öbürünün ölümüyle yaşar. Bu durum bölgede âdet olan isteyerek ölmenin açıklanmasına da yardımcı oluyor. Uygulamadan çok bir ideal olan bu âdet; çocukları av yapmayı öğrenmiş yaşlı bir avcının ormana gidip, gelecek kuşaklar av ile beslenebilsin diye, kendini teslim etmesine dayanmaktadır. Bu gerçek bir âdetin uygulanmasından çok ideal bir ölümdür.

İşte görülüyor ki şamanın bu çerçevede hiçbir terapötik işlevi yoktur. Çok sayıda öyküde görülen örnekte olduğu gibi, bir nehirde boğulan, ya da ormanda kaybolan kişi için kabile onu aramaya gitmez. Sadece bu önüne geçilemez bir durumdur. “Irmağın ruhu ya da ormanın ruhu, ondan aldığımız av hayvanı için olan borcumuza karşılık bu kişiyi bizden aldı” denecektir.

Avcının; hayvan bedenine, etine ulaşması için, av hayvanının ruhuyla bir yiyecek değişimi anlaşmasına gitmesi gerekir. Takas, simetrik ve karşılıklıdır, fakat sadece et içindir. Sırf etinin alınması basit sebebinden yok edilen hayvanın ölüsü saklanır. Avcı sadece eti alır, hayvanın kalan kısmını ortalıkta görülmesin diye saklar. Hiçbir zaman bir hayvan öldürüldüğü söylenmez. Avlanan hayvanın kemikleri bir ağacın yüksekteki dalına asılır. Bu hayvanın ruhunun kendi cinsinden bir canlıya yaşam vermesi içindir. İnsanların kalan parçaları da aynı biçimde ormanda bir ağaca asılır. Bu iş ruhun kendi soyundan gelen birine yaşam vermesi, devri daim olması içindir. Kemik gelecek kuşağın devamının sembolüdür. Et ise kabilenin akrabalık ilişkisinin yaşam simgesidir. Bu bölgede akrabalık için; kemikten gelen ve etten gelen ata diye bahsedilir. Hiçbir ruh kendi soy devamı dışında bir soya ya da türe can veremez. Ruhun başka bir türe geçmesi söz konusu olamaz. Başka bir cinse ruhun geçmesi düşüncesi, kişisel ruhun yeniden kullanımı ilkesine uymaz.

Zaten av hayvanının yeniden üretilmesinin temel ilkesi de budur. Başka bir canlıya geçmeden önce her ruh diğer herhangi bir canlıya tutunarak yer değiştirir. Örneğin ölenin ruhu bir sincabın kıllarına tutunabilir. Sincaptan, bir kartalın kanadına, oradan başka bir canlıya geçebilir. Diğer canlılar sadece bir taşıttır.

Şu ana kadar gördüğümüz, şamanik olarak nitelendirilen tüm ilkeler, düzenli olarak belli zamanda yapılan, av yaşamını meşrulaştıran ayin, bu toplumlarda en önemli yere sahiptir. Uzun süren bu ritüeldir. En az on gün ve genelde bir ay sürer. Yaz mevsiminden hemen önce yapılır. Ayin topluluğun yenilenmesi olarak algılanır. Gelecek sene boyunca kabilenin yaşamını sağlayacak ava izin ve yetki verir. Ben kendi açımdan Şamanizmin toplumun merkezi olduğu ilkesini savunuyorum.

Daha sonra, toplumun hayvancılıkla geçinmeye başladığı dönemde, yaşlılar kabilenin sorumluluğunu almışlardır. Bu durumda şamanın konumu merkezden çevreye itilmiş ve uygulamaları marjinalleşmiştir.

Ailenin tüm üyeleri ayine katılmak zorundadır. Her kabile bu ayini “hayatı yenileme”, “şans bulma”, “Davul çalma” gibi farklı biçimde adlandırırlar. Ayin ile yapılan değiş tokuş ile insanların bir avantaj elde etmeleri hedeflenmektedir. Takas, karı koca birlikteliği gibi tasarlanıp resmileştirilir. Ayin bir evlilik kutlaması gibidir ve insan türünü temsil eden Şaman ile kendi cinsini temsil eden dişi bir ren geyiğinin ruhu arasında olur. Şaman, rengeyiğini kendisine bir eş olarak seçmektedir. Şamanın bir eş olarak görülmesi onu av hayvanını almada meşru konuma getirir. Av hayvanını bir düşman, bir hırsız gibi çalmamaktadır. Ritüelde meşruluk esastır. Şamana av hayvanına karşı, kocanın karısı üzerindeki haklarını verir. Aynı zamanda şamanın görevleri de olacaktır.

Vahşi bir cinsin dünyasında eş olabilmek için, şamanın sırtında rengeyiği kürkünden paltosu, başında boynuzlu tacı ve elinde davulu vardır. Ama davul ne gerekli ne de şarttır. Davul hiçbir zaman şamanın ilk ana malzemesi olmamıştır. Esas olan başından beri elindeki sopasıdır. Sopa kutsal bir araçtır.

Büyük ayin sırasında şaman, sanki bir hayvan gibi hareketler yapar fakat insan olarak kalır, başında demir başlığı vardır, ayakta durur. “Eşi”, şamanı kendi dünyasına sokabilmesi için o hayali bir hayvan olarak kalmalıdır. Elbette şaman ile evli olduğundan, eşi toplumun bir parçasıdır. Şamanın hareketleri bazı hayvanların birleşmeden önceki davranışlarını yansıtır. Tepinir, havaya sıçrar ve boynuzuyla kafa atıyormuş gibi yapar.

Tunguz dilinde şaman, samani fiilinden geliyor. Anlamı bedeninin arka kısmını hareket ettirmektir. Moğol dilinde şaman, boynuz vurmaktır. Şaman ayin sırasında havaya kafa atar, zıplar, hayvan sesleri çıkarır, özellikle de erkek geyik gibi böğürür. Başlığı, giysisi, sözleri hem savaşçı hem cinsel yanıyla erkek gücünü ifade eder. Şamanın bu savaşçı yiğitlik yanından bahsediyorum, çünkü ilk başta şaman kendine rakip olan başlarında boynuz bulunduğu hayal edilen diğer şamanlar ile çarpışacaktır. Baş hareketiyle yaptığı havaya kafa atmaları bu hareketi simgeler. Tüm ayin sırasında genç erkekler güreş yaparken başlarını tokuşturuyorlarmış gibi birbirine değdirirler. Aynı zamanda şamanın idaresinde genç kızlar çember olup dans ederler. İşte bu iki an şamanın hareketini temsil eder; rakiplerini uzaklaştırması ve eşi ile bir araya gelmesidir. Yapılan bütün ayinde şamanın erlik tarafı öne çıkarılır ve diğer kabilelerin ruhları rakip olarak görülür. Törende yapılan güreş ve çember dansı, bugünde devam etmektedir. Bu iki eylem, Sovyet rejimi altında dinle ilgisi olmayan toplumun ana şenliği olarak da yapılıyordu. Fakat Sovyet rejimi, şamanın katılımını dışlayacaktır. Sadece bunu oyuna indirgemiştir.

Yapılan ayinlerin tümü şamanın erkek yönünü ve diğer kavimlerin ruhlarıyla rekabeti zorunlu kılar. Eğer sene iyi değilse, şaman ondan sonraki yılın ayininde değiştirilecektir. Alınan sonuca göre değerlendirilecektir. Ne Kral ne Papa şaman vardır. Ama elbette kadın şamanlar da bulunmaktadır ve vahşi türe karşı insan türünün bir parçası olarak erkekler ile aynı konumda bazen av yapmaktadır. Kadın şamanlar büyük ayinleri değil sadece özel ayinleri yönetiyorlardı.

Şaman ayinindeki düğüne dönelim. Ayinde av hayvanı dişiyi temsil etmektedir. Avın meşru olması için denmektedir ki şaman kendini ne kadar eşine beğendirirse ondan o kadar çok av elde edecektir. Bu şans av hayvanından, kendi topluluğunu ikna etmesi için alınacak sözdür. Rengeyiğinin, kılları, bir et parçası ya da diğer şeyler bir şans olarak şaman tarafından etraftakilere dağıtılır. O şansı kendine saklamaz, şansı alır ve dağıtır.

Hâlâ bugünkü ulusal bayramlarda gördüğümüz güreşlerde, kazanan güreşçi vücudunun terini dağıtır. Şansa sahip güreşçinin o şansı dağıtmasıdır. Güreşi çevreleyen insanlar gelip güreşçinin terini alıp onu alınlarına, kollarına götürürler. Görülüyor ki şans yaşamsal önemdedir. Bugün toplumlar av ile yaşamasa da, Moğol başkentinde olduğu gibi bu âdet hâlâ sürmektedir.

Ayinin sonunda şaman, ruhlara aldığı şansa karşılık insanların yaşam gücünü geri vereceğine dair söz verir. Şaman sonunda yere yatar. Bedeni parça parça edilip yeniyormuş gibi kendini yere bırakır. Bu alışveriş kanununa göre şamanın av hayvanını almak için ruhlara söz vermesidir.

Hayvanın yaşam gücü, anlaşma gereği insanın zorunlu iade edeceği yaşam gücünden elde edilebilmektedir. Bu nedenle, şaman yerde yarım saat kadar cansız gibi kalır. O kadar ki ölmüş olduğu sanılır. Sonra şaman kalkar ve kabile çadırının üst kısmındaki hava deliğine doğru her bir katılımcı için küçük oklar fırlatır. Ok kimin yakınına düşmüşse, o kişi çok yaşamayacak; kimin uzağına düştüyse o, çok yaşayacaktır. Yani şaman yaşam süresini belirlemektedir. Bu geleceği bilmek gibi algılansa da böyle değildir. Burada şaman, insanın ölmesiyle, ruhlara karşı olan borcun ödeneceğini göstermektedir. Bu sebeple şamandan korkulmakta ama o vazgeçilmez olarak görülmektedir. İyi şaman, hızlı ve kısa zamanda avını alan ve en az sayıda kişinin ölmesini ayarlayan kişidir. O nicelik ve hızlılık üzerine oynar fakat bu alışverişte dürüsttür.

Şaman yaşam gücü vermelidir ve yaşam gücü yerine başka şeyler veren diğer dinleri aşağılar. Yapılan ayin avı, kabilenin yaşamını ve ölümünü hazırlar; iki dünya arasındaki değiş tokuşu yapar fakat aynı zamanda iki dünyanın yeniden üremesini sağlar.

Şamanın, koca olarak ayinde hayal edilen eşinin türüne karşı görevleri vardır. Onun temsil ettiği dünyayı korumak durumundadır. Av hayvanının yeniden üremesi ve onun yaşam ortamının korunmasına saygı gösterilmesini sağlamalıdır. İşte bu nedenle, şamanik halklar kendileri için ekolojinin ön habercileri olduklarını söylüyorlar. Günümüzün Sibirya toplumları, doğa ile uyum içinde yaşayan bir felsefeye sahip olduklarını savunuyorlar. Bu nedenle bugün artık şamanları olmasa bile kendilerine Şamanist diyebilirler.

19.yy’da Sibirya halklarına şaman halkları deniyordu. Onların, kurulu düzene karşı hareket ettikleri, her şeyin hakimi tanrıya boyun eğen Ruslar gibi halklara muhalif oldukları söyleniyordu. O halde şamanik davranış bir bozgunculuktu.

Şaman toplumların yaşam biçimleri değiştiği, hayatları artık av üzerine kurulmadığı dönemde durum nedir, ona geçelim.

Toplum avcılıktan hayvan besleyiciliği yapan yaşam biçimine geçmiştir. Burada, bazı ilkelerin yeni duruma uyum sağlayarak devam ettiğini görüyoruz. Hayvancılık yapan toplumlar artık av hayvanının ruhu ile değil, miras aldıkları otlaklar ve besledikleri hayvanların atalarının ruhları ile ilişkidedirler.

Şamanlık eskiden şans isteyen pozitif konumdaki bir anlayıştayken, şimdi, varlığını devam ettirmek ve kötü şansa karşı korunmak için bağışlanma isteyen negatif anlayışa geçecektir. Bu negatife geçiş bir kırılma ve tam bir dönüm noktasıdır.

Ruhların hem insanda, hem hayvanlarda kendi neslinde kuşaktan kuşağa geçtiği kabul edildiğinden, neslini sürdüremeyen kişiler yeniden yeryüzüne gelemezler demiştik. Hayvan yetiştiriciliği düzenine geçen toplumda, kabilede bu insanların ruhları, kargaşa yaratmaktadır. İşte bu nedenle çobanlık yaparak hayvancılıkla geçinen toplumlarda özel ayinler ortaya çıkmıştır.

Hemen hemen 20. yy boyunca Şamanizmin tamamen yok olduğu söylemi bir gelenek olacaktır. Çünkü onun modası geçmiştir ve Komünist rejimin ateist propagandası Şamanizmi tamamen ortadan kaldırmıştır.

Günümüzde artık Şamanizmden geçmişteki yapısıyla bahsedemeyiz. Sovyet rejimi altında gizli çalışma yapan geleneksel şamanlar da bugün öldüler. Genel olarak Rusya Federasyonunda azınlık konumundaki otonom cumhuriyetlerde, “Yeni Şamanlar” adıyla varlıklarını sürdürüyorlar. Yakut, Buryat, Hakasi, Tuva’daki hukuki yapıları olan derneklere izin veriliyor ve şamanlar dernek yapısı içinde bulunmaya zorlanıyorlar.

Yeni şamanlar var olmalarını Michael Harner Vakfına borçludurlar. 1994 – 95 yıllarında Vakıf; Sibirya’lı dört kişiyi yaşayan şaman hazinesi olarak ilan edip, bunları Kaliforniya’ya davet etti. Bu kişiler, atalarının şaman olduklarını, şaman asıllı olduklarını ilan ettiler ve Kaliforniya davetiyle keşfedildiler.

Yukarıda belirttiğim gibi günümüzde şamanlar işlerini yapabilmek için bir derneğe üye olmalıdırlar. Özellikle de kariyerlerinin başında bu gerekiyor. Bunlar çalışma ofislerinde müşteri kabul ediyorlar, ayinlerin listesini ve fiyatını veriyorlar. Her biri istediği şekilde şamanlığını yapıyor. Uygulamada sürekli değişiklik gösterebiliyorlar. Bu özel ayinde bir inanç usulüne uyma söz konusu değildir. Her birinin ayini ilişkide olduğu ruhların istemine göre değişebilmektedir.

Müşteri genelde aile olarak geliyor. İstemler çok farklılık gösterebiliyor; karı koca meseleleri, komşuluk sorunları, alkolizm, bankadan alınan bir borcun ödenip ödenemeyeceği, annesi eşliğinde gelip koca bulmak için ayin yapan genç kız vb… gibi. Ritüel her zaman somut bir gerçeği sunmak ve buna müdahale etmek için yapılan istemdir. Sağlık, yağmur, çocuk bekleme, aşk, mutluluk gibi her türlü başarıya ulaşmak, şans elde etmek ya da şansızlığı savmak içindir. Şamanın yaptığı ritüel ve verdiği yanıt, ayine katılan kişide olumlu bir hareketlenme ve kendisinde iyimserlik iradesi yaratıyor.

Tunguzlarda, Evenklerde, Yakutlarda ve diğer cumhuriyetlerde artık şaman yoktur. Ancak örneğin Tunguzlar diyorlar ki ; “Şamanizm yok ama biz dans ve türkülerimiz ile doğa ile uyum içinde törenimizi yapıyoruz”. 2010 yılında Buryat Cumhuriyetinde şaman ayini uygulayıcıları ve dünyadaki bilim insanlarını bir araya getiren bir buluşma yapıldı. Bunun örgütlenmesini Şaman derneklerinden biri olan Tengri Derneği yaptı. Bu buluşma Buha Noyon (Seigneur Taureau) isimli Buryat kavminin efsane kurucusuna atfedildi.

Moğolistan’da şaman ritüeli bir turizm konusudur. 2006 yılında, Moğolistan’ın 800. kuruluş yılı, Cengiz Han ve Gökyüzü için bir tören düzenlendi. Şamanlar tarafından düzenlenip ayinler yapıldı. Bu etkinlik bilinçli olarak Cengiz Han ve bir tanrı olarak kabul edilen Gökyüzü konularıyla birlikte işlendi. Şamanik turizm için gelen yabancıların beklentileri inançsaldır. Şamanın bu beklentiye bağlı olarak yaptığı ise ruh kavramını ortadan kaldırıyor. Çünkü hangi ruha başvurduğu bilinemiyor. Ne Moğolistan doğası nede yerel ölülerin ruhları Batılı turistlere bir şey ifade etmiyor.

Eskiden var olan ruh kavramı, evrensel ruhun ve evrensel kültürel ruhun ifadesiydi. Burada ise ruh kavramının yok olduğunu görüyoruz. Bugün ruhun yerini; enerji, iç kuvvet, gizemli ortam… kavramları alıyor. Şamanizm kavramsal bir araçtır, tamamen farklı yönlerde kullanılabilir.

Şamanizm denilen bu büyük çeşitlilik, sonuçta hayatta şans elde etmek için, kişisel bir ilişki ile hayali olarak yaratılan ve her zaman anlaşma sağlanılabilecek bir ruh üzerine oturuyor.

SORULAR ve YANITLAR

SORU: Neden mavi giysileri var? Sanırım doğa koşullarında bu mümkün değildi. Mavi kostüm yeni midir?

YANIT: Evet tamamen yenidir. Eskiden giysiler av hayvanlarının derisindendi. Renk yoktu. Sovyetler Birliğinden sonra bu halklar kendi geleneklerine sahip çıkmaya başladılar, geleneklerini aradılar. Onlar dediler ki; “Çar zamanında Hristiyanlık yaygınlaştırıldı. Tibet’ten, Moğolistan’dan Budizm geldi. Sonuçta biz kimiz? Eskiden ne vardı? Geçmişte Şamanizm vardı. Ancak bu şamanlar bize artık biraz uzaklar”. Bu yüzden her yerden malzemeler aldılar. Mavi aynı zamanda Pan Moğol milliyetçiliğini temsil ediyor. Moğolistan, Sibirya’da yaşayan Buryat halkını da kapsar. Moğolistan gökyüzünün mavi olduğu bir ülkedir. Onlar maviyi tercih ediyorlar. Mavi günümüzde yeniden yaratmanın nesnesidir. İnsanlar; Budist, Hristiyan ve diğer sembolleri birleştiriyorlar. Bu arada hatırlatalım ki var olan her dernek diğerine rakiptir. Tengri Derneği mavi rengi seçmiştir. Örneğin Tambur derneği başka bir renkte giyinebilir.

SORU: Şamanizm büyücülük müdür?

YANIT: Daha önce demiştik ki 19.yy sonunda Şaman artık şifacı büyücünün, kâhin büyücünün yerini aldı. Büyücü – şifacı terimlerinde bir çelişki vardır. Gerçekte bu çelişki ya da çelişki gibi gözüken şey şamanda vardır. Şaman sizin yaşamanızı sağlar, size şans getirir, halkı ile ilgilenir onu korur, diğer kabilelerin şamanları ile rekabet halindedir. Kendi kabilesine, diğer komşu kabilelere göre daha fazla av sağlamalıdır. Burada kendi kabilesi için iyidir, diğer kabileler için iyi değildir. Av hayvanının ruhu ile ilişkideyken, ondan daha fazla alıp insana yaşam gücü sunar, aynı zamanda konuşmamda belirttiğim gibi ayinde okları çadırın hava alma boşluğundan fırlattığında, ok kimin yakınına düşerse, o kişinin kısa zamanda öleceği haberini verir. Şamanın insanlar üzerinde etkisi vardır. Burada bir büyücülük unsuru görülse de, şamana bütünsel olarak büyücüdür diyemeyiz.

SORU: Nasıl şaman olunur?

YANIT : Bu zamana ve ne tür bir toplum olduğuna göre değişiyor. Ama av yaşamında küçük bir çocuk potansiyel olarak şamandır. Herkes bu alanda idman yapmalıdır. Her kişi avcıdır. Herkes yaşam için ava çağırılacaktır. Zaten ayin sadece şaman tarafından yapılmaz, ayini tüm kabile birlikte yapar. Bu durumda topluluk tek bir şaman gibidir. Üngüre Onon kitabında: “Moğolistan’da çocukken, ormana gidip küçük davulumu çalıyor, ağaçlara tırmanıyor, ruhlara şarkı söylüyordum” diyor. Topluluk “en yükseğe zıplayan, en iyi şarkıyı söyleyen, en güçlü, ormanda av hayvanını bulmak için yolunu en iyi bilen kişiyi kendi şamanı olarak seçiyordu” diye yazıyor.

Doğada her kişinin av hayvanının ruhu ile ilişki kurmak için çalışması kaçınılmazdır. Şaman elde edilen sonuca göre seçildiğinden, tekrar seçilebilmesi, avın iyi geçmesine bağlıdır. Çok kişi hastalanmış ve ölmüşse o şaman yenilenmez, yerine kabileden başka biri seçilir.

Hayvancılıkla geçinen çoban toplumlarda, bu durum biraz farklıdır. Şamanik yapı miras olarak aile içinde devam eder. Babadan çocuğa, klancı bir çizgide geçer. Kızlar da, erkek çocuklarla aynı düzeyde miras edinebilmektedir. Burada kadınların şaman olmaları evlilikte bazı sorunlar getiriyordu. Genel olarak kızların şaman olmaları erkek kardeşleri tarafından engelleniyordu. Kızlar bu işi erkek kardeşlerine bırakmalıdırlar. Özellikle bir erkek, şaman aileden bir kız ile evlendiğinde ona “dikkat, ruhlar ile ilişkide kalabilir” diye kocasına söylenirdi.

Bazen de şaman kadın; “ Bir erkek kardeşim olsaydı ben şaman olmazdım, ne büyük bir zahmet, angarya” diye şikâyet ediyordu. Yani farklı davranışlar söz konusu olabiliyor.

Bir başka konu; av yaşamında, şaman olmak, aşk ve canlılık belirtisiydi. Çünkü dişi ruh ile bir aşk hikâyesi yaşanmaktadır. Tunguzlarda bu ruh ile ilgili metinlerde diyor ki: “Ah sen güçlüsün, yükseğe zıplıyorsun”. 1991’de Kore’de buna rastladım. Koreli biri Macar meslektaşıma, “Ne kadar yükseğe zıplıyorsan, sen iyi bir şaman olursun” demişti. Bu 1991 yılında Korelilerde önemli bir olgu olarak devam ediyordu. Avcı toplumlarda bu göreve ulaşma, bir aşk ve şans olarak yaşanırken; hayvancılık yapan çoban toplumlarda babadan miras olarak kalan şamanlık görevi bir angarya, ağır bir iş olarak görülebiliyordu. Görevi üstlenenler diyorlardı ki : “Ben bu mirası almamak için her şeyi yapıyorum ama reddedemiyorum. Çünkü topluluğun bir temsilciye gereksinimi var”.

Günümüzde ise iki şey birbirine karışmış durumdadır. Hiçbir Şamanist kişinin av yapma olanağı yoktur. Bu tamamen bitmiştir. İnsanlar şaman ataları olduğunu istem olarak öne sürüyorlar. Bu gerçek olabilir ya da Şamanizm yeniden yapılandırılıyor olabilir.

Bir Japon meslektaşım, bu konudaki kitabında gösteriyor ki, bugün Büryat’lar kendi soy ağaçlarını ortaya çıkarmak için şamanlara başvuruyorlar. Bu kurgusal bir soy ağacıdır. Soy ağacını oluşturmak için şaman ayini gerekiyor. Onlar geleneğin mirasçısı oluyorlar. Çok sık olarak, bugünün yeni şamanları, genellikle üniversitelerde doktorası olan, atalarının uygulamaları üzerine şaman edebiyatı uzmanlığı yapan kişilerdir.

SORU: Şamanın bugünkü eğilimi nedir? Günümüzün şamanı, geçmiş uygulamalarında var olan “almak için vermek” ilkesini sürdürüyorlar mı?

YANIT: Hâlâ hiçbir şey bedava değildir düşüncesi vardır. Fakat çok önemli oranda yer değiştirmiştir. Günümüzde bir şamanın çalışma odasına girdiğinizde duvarda ayinlerin isimleri ve tarifelerini gösteren bir tabela görürsünüz. Oraya şamana sunmak için yiyecek içecek götürmelisiniz. Bir litre votka, pasta, bir miktar yiyecek vb. gibi. Şaman bu biçimde emeğinin karşılığını alır. Artık tam olarak ruhlara lokma vermek yoktur. Avcılık hayatının bitmesiyle birlikte, alınana karşı geri bir şey vermek gerektiği inanışı artık bitmiştir. Bunun yerine başka bir şey geçmiştir. Hayvan besleme yaşam biçimine geçişle birlikte ortaya çıkan üretim ekonomisinde evcil hayvan sahipliği vardır. Ruhlara karşılık olarak hayvan sunulmaktadır. Günümüzde ise ruhlara bir şey verilmiyor, şamana veriliyor. Artık hiçbir şey tam olarak bedava sunulmuyor. Şamana bir şey verilmesi, eski dönemde sadece özel ayinlerde geçerliydi. İstenen bir dileğin gerçekleşmesi ve sonuç iyiyse veriliyordu.

Günümüzde doğaya borç ödeme düşüncesi artık yoktur. Bunun ekolojik bir bilinçlenmeye ve doğa ile uyumlu bir felsefeye dönüştüğünü söyleyebiliriz. Yani ormanı, çevreyi korumak gerekir. Eskiden var olan anlayış buna dönüşerek, doğaya karşı bir görev yerine getirilmeye çalışılıyor diyebilirim. Amerika yerli toplumunda özellikle de Kuzey Amerika yerlilerinde bugün böyle bir yaşam tarzı vardır. Sibirya ve dünyanın diğer yerlerinde yapılan araştırmalarda elde edilen kaynaklar farklıdır. İlginç olarak görülen, Amerikan şamanlarının etkisi, Sibirya şamanlarına göre dünyada çok daha fazladır. Ama buna karşılık her tarafta Sibirya kaynaklı terimler yaygındır. Şaman merkezlerinin büyük çoğunluğu festivaller vb. Güney Amerika yerlilerinden ilham almalarına rağmen, bu böyledir. Bugün Şamanizmden söz ederken, Amazonlar hep gündemdedir. Orada yabancılar, merkezler oluşturuyor. Bu durum Güney Amerika’da hayata geçmektedir ama Sibirya terimlerini kullanıyorlar.

SORU: Şaman kadın olduğunda, kocasının da görevleri vardır dediniz. Günlük hayatta bu nasıl oluyordu?

YANIT: Kadınlar insan türüne aittirler. Doğanın karşısında, av hayvanının ruhunun karşısında insanlığın içinde bulunuyor. Fakat insanlığın içinde, büyük ayini sadece erkekler yapabilirler. Araştırmalarda hiçbir yerde bunun tersine rastlamadım. Fakat kadın çok sayıda özel ayin yapmaktadır. 19.yy’ın sonu, 20. yy’ın başında kadın şaman sayısı, erkek şaman sayısına ulaştı. Bazı durumlarda kadınlar erkeklerin yerine geçebiliyorlardı. Şans getirmek, şanssızlığı uzaklaştırmak gibi ayinleri kadınlar da erkekler gibi yapabiliyorlardı. Bir nesneyi asimetrik bir şekilde yere attığınızda, yere düştüğünde nesnenin doğru tarafı, açık yönü üste gelmelidir. Sanki açık tarafı nesnenin ağzı gibidir ve şans onun içine düşecektir. Kadın da erkek de bunu aynı biçimde yaparlar. Nesne en az üç kez yere ya da doğru tarafı üste gelene kadar atılır. Burada bir şeye cevap alma amaç değildir. Sonuç alınması aranmaktadır.

Şamanın karısı genellikle kocasına ayinde eşlik ediyordu. Elbisesini giydirir, davulunu ısıtır, şaman ayin sonunda kendini yere atıp ruhlara bedenini verdiği zaman, kadın yerde ölü gibi yatan kocasını canlandırırdı. Kadın genellikle doğaya yönelik, örneğin ağaçlara ayin yapabilir ve elbette bir karşılık alırdı. Kadın hiçbir zaman bir hayvanın ruhu ile evlenemez. Toplumda hakim olan anlayış, kadının kocasını izlemesi yönündedir. Kadın şaman, ölülerin ruhlarıyla özel ilişki içindedir. Çocukları olmayanların ve yeniden dünyada yaşama imkânı bulmayan sıkıntıdaki ölülerin ruhlarıyla en iyi ilgilenecek olanlar kadınlardır.